Ben de bir bulut olmak istiyorum

İnsanoğlu hep birilerine ya da bir şeylere benzemek ister. Efkârlı olduğu anlarda kurdukları cümlelerin sonu her daim “olsam…” kelimesiyle biter nedense… Sanmıyorum ki bunun aksini söyleyen çıksın.

Koronavirüs belası dünyanın gündemine oturduğu günden öncesi büyütmek için çırpınıp durduğumuz bir dünya hedefimiz vardı. Bugün ise bu dünyanın içinde zerre durumunda olan bir eve hapsoluş hayal kırıklığı… Ve artık görmemezlikten geldiğimiz sorgulayacak o kadar çok şeyimizin olduğunun yüzleşme vakti zavallılığı.

Ulan bu ölüm korkusu yok mu? En kötüsü de gözümüzle göremediğimiz küçükten de küçük bir virüse yenilmek yok mu; şerefsiz ne parayı tanıyor, ne de paranın gücünü. Buyur anlatın ona da yıllarca bize anlattığınızı. Bu iş o parayı eline alıp parmağını diline yalatıp kasılarak saydığın parayı bugün virüs bulaşır korkusuyla eline bile alamamak var ya işte o sorguların en büyüğü.

Güç uğruna bebek, kadın, yaşlı demeden öldürülen insanlar o kadar rahatlar ki. Virüs bulaşacak diye bir dertleri yok.

Virüs bizleri, daha doğrusu bilinçli birçok insanı evlerine tıkadı. Her gün vakit geçirmek adına bir şeyler yapıyoruz. Kadınlar temizlik ya da yemek yapma, televizyon seyretmek, erkekler de evde varsa tamirat, yoksa yiyip içip yatma, televizyon seyretme, cep telefonunu kurcalama veya kitap okuma gibi… Birçoğumuz da hayal kuruyoruz günün birçok evresinde; olmak istediğimiz de olamadığımız şeyleri olmak gibi.

Ben de bir bulut olmak istiyorum mesela… Biyolojik olarak nasıl olunur biliyorum ama ruhsal açıdan nasıl olunur bilmiyorum…

* * *

Evimin bahçesindeyim, daha ötesi yasak, çünkü bir elimde bir bardak çay, diğerinde de bir kitap okuyup duruyorum. Arada bir gözümü dikiyorum gökyüzüne… Hava serin, güneş bir var bir yok. Rüzgâr atarlı. Bulutlar bir biri ardına savrulup gidiyor bir taraflara doğru. İçlerinden birini seçtim kendime, “Bir 5 dakika yerinde dur, bir arkadaşa ihtiyacım var” dedim; nereden icap ettiyse artık. Demez olaydım, yüzlerce damla su serpti yüzüme “Benden arkadaş olmaz” der gibi. Haklıydı… Beş dakika bilemedin birkaç saat sonra gözden kaybolacağı aşikârdı. Arkadaş dediğin zor günlerde yanında kalır, ardına bile bakmadan geçip gitmez ve bir de durduk yere ıslatmaz.

Ne gariptir ki, insanoğlu ile bulut arasında ne kadar benzerlik mevcut. İnsanoğlu da bulut gibi bir görünür, bir görünmez, bir istenir bir istenmez… Bulut, an gelir berekettir, duygudur damlacıklarıyla, nisan ayında aşkı hatırlatır; an gelir felakettir, şimşekler çakar, şimşekler çaktırır, gürültülüdür… İnsanoğlu gibi sağa sola savrulur ve her ikisini de savuran iyi ya da kötü rüzgârlar vardır… İnsanoğlu gibi içinde bulunduğu çevreye göre pislenir. Temizleyici, bir o kadar da kirletici özelliği vardır… Bir sıcaklık hissettiğinde yerinde duramaz, insanoğlunun mutlu olduğunda ayaklarının yerden kesilmesi gibi… Küçücüktür ama birbirine kenetlenince okyanus olur, insanların bir araya gelerek oluşturdukları devlet gibi… İnsanoğlu nasıl psikolojik durumuyla orantılı olarak yüzünün rengi, şekli değişkenlik gösteriyorsa bulutlar da öyle değil mi? Bir bakıyorsun simsiyah, bir şeylere kızgın gibi; bir bakıyorsun bembeyaz gökyüzünü süslemiş… Gün olur Güneş’e bile kafa tutar görürüz onu; asidir insanoğlu gibi… Günü gününe tutmaz…

Bu ve benzeri o kadar çok özellik sayabiliriz ki…

* * *

Birinin ya da bir şeyin yerinde olmayı istemek aslında kendini istemektir. Kendini tanımayan, tanımayı beceremeyen işin kolayını seçip o bir şeylerin yerinde olmayı tercih etmektedir. Her şey olmak, hiç bir şey olmamaktır. Her yerde olmak bir yerde olmamaktır. Bırakın hayata dair sadece bir şeyiniz ve bir yeriniz olsun… Aksi durum, günümüz dünyasının içinde bulunduğu durumdan ibarettir… Bir virüslük can gibi…

Tercih sizin…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: